Orijinalini görmek için tıklayınız : Departures (Okuribito) [2008]
http://img218.imageshack.us/img218/4739/okuribito1.jpg
'imdb IMDb Köprüsü. (http://www.imdb.com/title/tt1069238/)
Yönetmen: Yojiro Takita | Senaryo: Kundo Koyama
Yayın Tarihi: 13 Eylül 2008 | Tür: Drama | Yapım: Japonya
Müzik: Joe Hisaishi | Süre: 130 dk.
Oyuncular: Masahiro Motoki, Tsutomu Yamazaki, Ryoko Hirosue, Kazuko Yoshiyuki, Kimiko Yo, Takashi Sasano
:sğk2009 Oscar - En iyi yabancı film
" Filmde, kırsala dönen bir çellistin cenaze evinde iş bulmasıyla ritüele dönüşen ölüm ve bu dünya yüzleşmesi anlatılıyor."
http://img50.imageshack.us/img50/9585/okuribitomain.jpg
Çok iLginc konusu:o izLemek isterim
KaNeSHiRo
28-06-2009, 01:30
Çok iLginc konusu:o izLemek isterim
sen iste yeter ki:D
filmi indirmek icin: http://www.sinemasia.com/forum/showthread.php?p=16180#post16180
valla izlediğim en iyi japon filmiydi kesinlikle ölüme ısınmamı sağladı bu film pek çok yerinde gülümsedim bile görüntüler, renkler, ilk giriş çok çok güzeldi oscar'ı kesinlikle haketmiş bir film mutlaka izleyin
KaNeSHiRo
28-06-2009, 12:14
valla izlediğim en iyi japon filmiydi kesinlikle ölüme ısınmamı sağladı bu film pek çok yerinde gülümsedim bile görüntüler, renkler, ilk giriş çok çok güzeldi oscar'ı kesinlikle haketmiş bir film mutlaka izleyin
hemen siraya aldim o halde....allahim indirilecek bir suru filmim oldu oley :D:D
hemen siraya aldim o halde....allahim indirilecek bir suru filmim oldu oley :D:D
izle bence de pişman olmazsın:p
Bu sene film festivalinde oynadı da ben konusu basar diye seçmemiştim ki nadir uzakdoğu filmi atlarım festivalde..yazık olmuş yani..
sitedeki bazı arkadaşların uzakdoğu sinemasına neden bu kadar takıntılı olduğunu bir nebze olsa da anlamamı sağladı bu film.
ölüm ancak bu kadar güzel anlatılabilir bence. yalnız babayı olaya sokmaları filmi biraz arabeskleştirmiş ve uzatmış.
Filmi henüz izlemeyenleri son paragraf hariç Spoiler bekliyor...
Daigo’dur benim adım. Bir Japonum ve görmeye çok alışık olmadığınız erkek bir çellistim. Çello çalmayı çok severim. Çok yetenekli olduğumu düşünmüyorum ama gelişebilirim herkes gibi ben de. O yüzden zaten bu yüzellibin dolarlık çelloyu aldım! Sevdiğim şeylere değerini vermeyi severim. Bu benim doğamda var. Çello çalmayı babamın zoruyla öğrendim. Onun plaklarından klasik müzik dinlerdik ve bir gün boyum kadar çelloyla karşıma dikilmişti. Bu narin ellerle, ölü olan sesleri diriltmeyi, o acıklı hikayelerini insanlara dinletmeyi seviyorum. Bu da benim doğamda var…
Çok da sevdiğim bir eşim var. Mika adı. İyi kötü günümde hep benimle beraber olan, standartları aşmayan ama benim için çok değerli bir insan. Onu üzmek isteyeceğim son şey ama ilk girdiğim orkestranın batıp dağılması sonrası işsiz kaldığımı öğrenince üzülmesini istemiyorum. Aslında çellonun borcunu öğrendiğinde asıl üzüntüsünü görmek bana yetecek gibi. En iyisi çelloyu geri vermek galiba. Anlayışlı bir eştir benim karım. Canlı bir ahtapotu yemek için öldüremeyecek kadar seviyoruz “canlı” hayatını. Her ne kadar onu canlı tutmak için geç kalsak da…
Hayatımıza çeki düzen vermek, aslında biraz daha öze dönmek, basitleşmek için çocukluk yerime, evime döndüğümüz iyi mi oldu, kötü mü oldu bilemedim. Bugün köprüde durup denizde iki somon balığı gördüm. Akıntıya karşı büyük bir çabayla yüzüyordu ama iki tanesi. Belki de onlar da çiftti; bizim gibi. İşin ilginç tarafıysa akıntıya karşı yüzen o balığın etrafından ölen diğer somon balıkları geçiyordu. Onlar da akıntıya karşı bir savaş vermiş, yorulmuş ve akıntın gücüyle de ölmüşlerdi. Son duraklarına doğru yol alıyorlardı. Sonuçsuz kalacak bir çaba sonrası öleceklerini bile bile, neden bu iki somon balığı akıntıya karşı koyuyordu ki? Bu soruya o anda yanımdan geçen eski bir komşumuz isabetli bir cevap verdi aslında “Eminim ki… doğdukları yere… geri dönmek istiyorlar”. Somonlarla insanlar arasında ortak bir nokta olabileceğini düşünmemiştim gerçekten. Bizler de özümüze dönmek, benzemek için, kaçınılmaz sona doğru adım adım ilerliyoruz. İlerliyorum en azından. Ölüm. Evet. Yeni işim, bahsetmemiş miydim?
Çello çalmayı bırakıp, eski mekanıma taşınınca bir kelime hatası yüzünden iş başvurmaya gittiğim yer aslında bir cenaze töreni hazırlayan iş yeri çıktı. Hayatında ölü görmeye dayanamayan ben, kokuşmuş cesetleri bile temizler hale geldim. Japon kültüründe ölüye, en az canlısı kadar saygı gösterilir. Onları ıslak bezlerle temizleriz; ruhlarını kötülüklerden arındırırız. Güzel kıyafetler giydiririz. Erkekse güzelce tıraş ederiz. Kadına ona yakışacak en güzel makyajı yaparız. Ellerini göğsünde birleştirmeyi asla unutmayız. Bu dünyadan koptmadıklarına, iki evren arasında olduklarına inanırız. Başındaki yakınlarından iyi sözcükler rica ederiz; son bir randevu ayarlarız gibi gelir onlara. Sondur çünkü bu. Bu son görüşlerinde o kadar güzeldirler ki, uyuyorlardır. Öyle gibilerdir. Sadece nefes almıyorlardır ama bizi duyduklarına inanırız. O son dakikalarda yakınları işin ciddiyetine varırlar. O sevdikleri, hatta sevmedikleri, dışladıkları, doğurdukları hatta dövdükleri, incittikleri, nefret ettikleri hatta ölmesini diledikleri o kişi, o insan, o şey, artık yoktur. Bir daha da olmayacaktır. Size bir tek kelime etmeyecek, bir daha rahatsız etmeyecektir. Bir tek sevgi dolu sözcük söylemeyecektir. Yanınızda durmayacaktır o oğlunuz, karınız veya anneniz… Gözlemlediklerim kadarıyla tüm pişman yakınları o son anda ölmeden ölüme bu kadar yakın olurlar. Bizim işimiz işte o son randevuya cansız bedeni hazırlamak ve tabuta koyup krematoriye götürmektir. Orada bu güzel bedenleri yakarız. Onlardan geriye bir tek külleri kalır. Bir de arkasında bıraktıkları. Babamın hala dinlediğim plakları gibi. Yüzünü bile hatırlamadığım babamın…
Daigo’dur benim adım. Her insan gibi ben de “ölümü” düşünmezdim. Ölmeyecek gibi yaşardım. Etrafımdakilere ölmeyecek gibi bakardım. Patronum olan Ikuei ile değişti birçok şey hayatımda. İlk dokunduğu ceset olan eşi sonrası bu işe atılan bu adam, bana hayat ile ölüm arasında birçok şeyi anlamamı sağladı. Ölümün son olmadığına, başka bir boyuta açılan bir kapı olduğuna inanır oldum onun sayesinde. Yaşamak için öldürdüğümüz şu hayatta bazı şeyleri de daha lezzetli diye öldürdüğümüz bir gerçekti. Ölümle dalga geçilmezdi halbuki. Krematoride çalışan ve “Yak” tuşuna basan ve hamamda sık sık beraber keyif çattığım o adamın, aslında çok sevdiği o kadın, -aynı zamanda benim çocukluğumu hatırlayan o kadın- öldüğü zaman söylediği gibi; kimimiz o geçiş anındaki bir bekçiyiz sadece. Basit ama önemli görevlerimiz var burada. Sadece keyif alıp almadığımızdan, o işin eri olup olmadığımızdan emin olmalıyız.
Gerçekten de öyle. Daha birkaç ay önce bu eller çello tutuyordu narince. Şimdiyse narince cansız bedenleri tutuyorum. Onları temizliyorum. Aslında çok da farklı şeyler yapmıyoruz. Eskiden de notalara hayat veriyor acıklı hikayelerini kulaklara sokuyordum, şimdi de cansız bedenleri canlıymış gibi göstererek acıklı hikayelerini izliyorum, ortak oluyorum. Çok farklı işler değil gerçekten. Özellikle eşim beni bu yüzden bir süre terk etmişti. Adam gibi bir işten kastı neydi ki? Birilerinin bu işi yapması gerekiyordu ve o bendim. Ayrıca gerçekten seviyorum bu işi, çello çalmakla arasındaki benzerlikleri. Patronumun dediği gibi gerçekten kader mi beni bu işe bulaştırmıştı?
Ve bir gün o not karşıma geliverdi. Yüzünü bile hatırlamadığım o adam, ki baba deniyordu onlara, ölmüştü. Eşyaları arasından çıkan adresimize ölüm iade belgesi gelmişti. Gidip alınması gerekiyordu. İstemiyordum. Zaten sevmiyordum bile. Hatta annemle beni ufacıkken bıraktığı için nefret bile ediyordum. Bir insan en değerli varlıklarını bu dünyada ne için, kim için bırakabilirdi ki? Daha iyisi için mi? O zaman bulmuş olmalıydı, madem bu kadar süre bize görünmediği için. Anlayamıyorum. Sekreterimiz her ne kadar bu “görünememe” kısmının büyük bir utanç ve cesaretsizlikten kaynaklandığını iddia etse de, böyle olamazdı. Bir baba oğlundan, hem de ufacıkken, çekip gidemezdi. Gitmişti bile ama… Yüzünü bile hatırlamadığım babama eşimin, patronumun, sekreterin de baskısıyla gitmeye karar vermiştim bile…
Yerde yüzü kapalı, cansız yatan bu adam benim babamdı. Saçlarına, sakallarına beyazlar düşmüş. Ufak odasında, arkasında sadece bir koli eşya bırakmış. Balıkçı kulübesinden öte değildi burası. “Daha iyisini bulmuş” derken bunu kastetmemiştim. Böyle hayal etmemiştim. Nefretim buna değildi. Bizi ne için terk etmişti ki? Hayatında başka kadın da yoktu. Bir cevap istemek çok şeydi artık sanırım. Yıllardır nefretle bastırdığım o baba özlemi, baba hasreti artık dinmiyordu; halbuki yeterince nefret edersem kül olur sanmıştım. Onu almaya gelen cenaze ekibi ona hakketmediği şekilde davranıyordu, o benim babamdı beyler!.. Herkesi kovduktan sonra, eşim yanımda, hiç tanımadığım insanlara yaptığım gibi onu ıslak bezimle sildim. Tıraş ettim babamı. O kadar yaşlıydı ki yüzü. Mutlu bir hayatı olmamıştı belli ki. Güzel kıyafetlerini de giydirdim. Anılarım canlanmaya başladı bir süre sonra. Kokusu bana bir şeyler çağrıştırıyordu. Kulağımda o acıklı çello melodileri… Ve şu elinden düşen pürüzsüz beyaz taş. EVET! Bunu ona ben vermiştim ufakken. İnsan insana konuşmadan da onu ne kadar sevdiğini gösterebilirdi. Bu pürüzsüz taşı avucuna alınca hissederdin ne demek istediğini. Bunu bana babam öğretmişti ve bunca yıl sonra o beyaz taş hala elindeydi. Onu sevdiğimi biliyordu. Ve o taş aracılığıyla da onun beni, her şeye rağmen, sevdiğini bilmemi istiyordu. Artık yüzünü de hatırlıyordum.
Seni asla duyamayacaksam da, dokunamayacak olsam da, tüm pürüzsüz taşlarda yaşayacaktın. Daigo’dur benim adım. Bir sevdiğim “gitmiş”, eşimin karnından bir sevdiğim “gelecektir”. Bu da hayatın doğasında vardır… "
Hem çok gülecek, hem çok hüzünleneceksiniz. İşin en güzel kısmı da "düşüneceksiniz". Gidişlerin bazen de Dönüş olduğunu görebileceksiniz... Japonya sınırlarının ötesine geçen harika bir film kendileri. Hikaye odaklı, enfes planları, dokunaklı müzikleri, dolu dolu yan karakterleri ve minimal sinema metaforlarıyla, çok iyi bir yönetmelik işi sonrası eşsiz bir film olmuş, en az 2 kere izlenmeyi hakkediyor. Daha ne desem boş.
dvk sinema blogundan alıntıdır...
filmi merak etim ileride indirip izleyeceğim
KaNeSHiRo
14-08-2009, 11:35
Bir filmde her şeyi bulmak ister misiniz? Aşk, terkediş, aile bağları, müzik, Hayaller, Yıkıntılar, Hüzün? Ve Ölüm…? İşte bu film, O film…
Japon Oscarlarında , Oscar’a layik görülmüş olan Okuribito yani İngilizce adıyla Departures ve Türkçesi ile Gidişler… Ayakta alkişlanacak bir yönetmen Yôjirô Takita, her mimiği ile size “o duyguyu” yaşatan Masahiro Motoki , Daigo Kobayashi rolünde.
Daigo, babasının zoruyla çello çalmaya küçük yaşta başlamış, fakat çello zaman geçtikce hayalini kurduğu bir alet olmuş , Tokyo’da yaşayan bir adamdır. Mika Kobayashi (Ryoko Hirosue) ile evlidir ve birbirlerine tam anlamıyla aşıktırlar. Ancak Daigo şanssız bir dönem geçirmektedir. Öyle ki, “Maşallah dediği çocuk 3 gün yaşıyor” cinsinden diyebiliriz. Çünkü, daha yeni katıldığı orkestra , izleyicisi az olduğu gerekcesi ile dağıtılmış 180 bin gibi büyük bir meblağ olan ve taksitle aldığı çello tabir-i amiyane “elinde patlamış”tır. Çaresizce Tokyo’dan ayrılıp memleketine dönmek zorunda kalır.
İşte hersey bundan sonra baslıyor.
Japonya’nın o soğuk yüzünü, karlı kasabaları, yalnız sokakları, içi umutla ve yılların verdiği hüzünle dolu insanları sizinle tanıştırıyor bu film. Daigo, her şeyden önce izleyicide “sorumluluk sahibi fakat pasif” bir insan izlenimi bırakıyor. Ki, memleketine döndüğünde bulduğu “Cenaze İşleri, Ölü Makyajı” gibi “soğuk” görevleri barındıran bir işe girişi de bu adamla , yapması gereken işin tezatlığını çırılçıplak karşınıza getiriyor.
Çello çalarken, ölü kefenleyip, ölülere makyaj yaptığı bir işe başlayan kocanız hakkında ne düşünürdünüz? Acıkcası o sahneleri izlerken , ben ürperdim. Hem de çok. Bu yüzden, senariste kocaman bir teşekkür borçlusunuz, zira o duyguyu vermek zordur… Ölümün ne zaman nerede başımıza geleceği belli değil, bir de üstüne üstlük hangi şartlarda, nasıl gömüleceğimizi de biz değil, geride bıraktıklarımız tayin ediyor. Japonya’da cenazeye duyulan saygı ve hürmeti bolca işlemişler. Bambaşka bir kültüre yelken açtırmışlar resmen.. Gözlerimi kırpmadan , o seramoniyi izledim. Cenazeyi giydirişleri, cenazeyi “yeni yolculuğuna” uğurlarken yaptıkları o “narin” temizlik, ölüye gösterdikleri o “safiyane ve abartılmamış ” hürmet.. Ölesi geliyor insanın, bir japonun ellerinde..
Okuribito (Departures) sizi müziğe de doyuruyor. Daigo’nun (Masahiro Motoki) her şeyden bıkıp, kendini dinlemek ve sevdiği bir şeyi (ölü kefenlemek olmasında…) yapmak adına tarlaların ortasında çaldığı çello’yu, Beethoven imzalı 9. Senfoni’yi, Bach’in o güzel aklından dökülmüş notaları dinleyip, Daigo’ya eşlik edeceksiniz.
Bununla da bitmiyor, aile bağları hakkında küçük bir ders veriyor bu film… Birinin sizi terketmiş olması demek, sizi unuttuğu anlamına gelmiyor. Bu babanız bile olsa…bu nefret ettiğiniz “babanız” bile olsa hem de….Ömrünüz boyunca, babanızla ilgili anımsadığınız tüm güzel anların sadece “tek bir” an’dan ibaret olduğunu düşünün…Verilen sözlerin tutulmadığı, küçük yüreklerinizin buruşuk bir mendil gibi içinize aktığı “o an”ı düşleyin… Ya da düşlemeyin…Bırakın Okuribito (Departures) sizin için bunu yapsın…
Siz hiç, yüzünü bile anımsamadığınız, hatta anımsamak istemediğiniz , sevmediğinizi düşündüğünüz bir insanın cenazesine bakarken, aslında O’nun size duyduğu sevginin (yanınızda olmasa bile) asla bitmediğini keşfettiniz mi?
Keşfetmediniz mi?
Okuribito (departures) bu duyguyu ayağınıza getiren Oscar ödüllü, IMDB Puanı 8.3 olan bir film…
İzleyin..Pişman olmayacaksınız…
KaNeSHiRo
15-08-2009, 20:22
bu kdar yorumladim, izlemezseniz cizerim allama :D:D
tüm yorum senin mi..çok güçlü bir kalemin var Medid..tebrikler..eline sağlık
Uchiha_İtachi
16-08-2009, 20:26
Tuaf bi konusu var izliycem....
KaNeSHiRo
17-08-2009, 19:23
tüm yorum senin mi..çok güçlü bir kalemin var Medid..tebrikler..eline sağlık
evet dilosum, yorumun tamami bana ait:)
Seni asla duyamayacaksam da, dokunamayacak olsam da, tüm pürüzsüz taşlarda yaşayacaktın. Daigo’dur benim adım. Bir sevdiğim “gitmiş”, eşimin karnından bir sevdiğim “gelecektir”. Bu da hayatın doğasında vardır… "
Hem çok gülecek, hem çok hüzünleneceksiniz. İşin en güzel kısmı da "düşüneceksiniz". Gidişlerin bazen de Dönüş olduğunu görebileceksiniz... Japonya sınırlarının ötesine geçen harika bir film kendileri. Hikaye odaklı, enfes planları, dokunaklı müzikleri, dolu dolu yan karakterleri ve minimal sinema metaforlarıyla, çok iyi bir yönetmelik işi sonrası eşsiz bir film olmuş, en az 2 kere izlenmeyi hakkediyor. Daha ne desem boş.
kelimeler sığmaz bu film...
ölüm hayatıma dan diye girdi benim
kaldıramadım hala kaldıramıyorum
bu filmide izlersem siz beni yerden zor kaldırırsınız gibime geliyo :D
KaNeSHiRo
24-09-2009, 20:18
ölüm hayatıma dan diye girdi benim
kaldıramadım hala kaldıramıyorum
bu filmide izlersem siz beni yerden zor kaldırırsınız gibime geliyo :D
olumden korkma mavi:) ayrica bu filmi kesinlikle izlemelisin... oscarlik film bu ;) boru degil:D
Schneizel
29-09-2009, 22:07
Bugün izleyebildim bu filmi.
Gene ağladım ben yaa. :D
KaNeSHiRo
01-10-2009, 00:09
Bugün izleyebildim bu filmi.
Gene ağladım ben yaa. :D
kiyamammmm :D
ben de aglamistim...;G kimseye soyleme ama :D
KaNeSHiRo
08-10-2009, 23:02
film festivali kapsaminda da gosterimde film;)
SON VEDA FİLMİ GÖSTERİM TARİHİ: 02 EKİM 2009
AFM Park, İstinye (http://www.sinema.com/salon/184/afm-park)10:40 13:30 16:20 19:10 22:00
Cinebonus Capacity, Bakırköy (http://www.sinema.com/salon/552/cinebonus-capacity)
11:00 13:45 16:30 19:15 22:00
Cinebonus Kanyon, Levent (http://www.sinema.com/salon/465/cinebonus-kanyon)
12:30 15:30 18:30 21:30 00:30 (Cu/Cts)
Yeni Rüya, Beyoğlu (http://www.sinema.com/salon/633/yeni-ruya)
11:30 14:00 16:30 19:00 21:30
İstanbul - Anadolu
Cinebonus (Tepe Nautilus), Kadıköy (http://www.sinema.com/salon/81/cinebonus-tepe-nautilus)
11:00 13:30 16:15 19:00 21:45 00:15 (Cu/Cts)
Finansbank AFM Budak Caddebostan, Caddebostan (http://www.sinema.com/salon/407/finansbank-afm-budak-caddebostan)
10:35 13:20 16:10 19:00 21:50
Ankara
Cinebonus (Bilkent), Bilkent (http://www.sinema.com/salon/401/cinebonus-bilkent)
11:05 13:45 16:30 19:15 22:00
Cinebonus (Panora), Çankaya (http://www.sinema.com/salon/564/cinebonus-panora)
12:00 15:00 18:00 21:00
Finansbank AFM Cepa , Söğütözü (http://www.sinema.com/salon/537/finansbank-afm-cepa)
12:30 15:20 18:35 21:35
Kızılay Büyülüfener, Kızılay (http://www.sinema.com/salon/372/kizilay-buyulufener)
12:45 15:30 18:15 21:00
seyrettim sonunda..İstanbul film festivalinde de oynamıştı da konusu kasar beni diye seçmemiştim..ama konu hiç de karanlık değil hatta ölüm gibi hayatın diğer yüzüne ne kadar yumuşak sevecen bir bakışmış ..güzel filmdi..hayatın bu kadar içinde bir şey olan ölmekle,vedalaşmakla ilgili ne çok şey hatırlattı -öğretti bana..etkilendim ..beğendim ama ilginçtir ağlamadım ...
bir etkilendiğim şey de görüntülerdi..o kar manzaraları..kuğular..tabii müziğin güzelliğini de unutmayalım..
KaNeSHiRo
13-10-2009, 12:10
yaşşa Medid..
seyrettim sonunda..İstanbul film festivalinde de oynamıştı da konusu kasar beni diye seçmemiştim..ama konu hiç de karanlık değil hatta ölüm gibi hayatın diğer yüzüne ne kadar yumuşak sevecen bir bakışmış ..güzel filmdi..hayatın bu kadar içinde bir şey olan ölmekle,vedalaşmakla ilgili ne çok şey hatırlattı -öğretti bana..etkilendim ..beğendim ama ilginçtir ağlamadım ...
bir etkilendiğim şey de görüntülerdi..o kar manzaraları..kuğular..tabii müziğin güzelliğini de unutmayalım..
kesinlikle..muzigin o ılık gecisi ve olume dair vedalasma seramonisi... sevdiklerimizle biraradayken, her an ayrilacakmisiz hissini bilerek onlari "yasamak" duygusu...
cok guzeldi....cok...
Bu arada başroldeki stylish !! aktörü de es geçmeyelim..her sahnede mi adam hoş görünür ..üstü başı düzgün olur..onun müdürü yaşlı oyuncuya da selam olsun buradan..oyunculuk çok başarılı idi filmde..hem görüntüler..hem konu..hem oyunculuk iyiyse insan direk yönetmeni merak ediyor ..hemen araştırıp öğreneyim hakkında..yeniyse çok umut vaad ediyor eskilerdense arşive yeni film gerekiyor..
buyrun..yönetmen Oscar ödülü ile..yakışır..
http://www.sinemasia.com/forum/attachment.php?attachmentid=438&d=1255434390
resim büyük olunca dah iyi oldu sanki Dilos sana sormadan büyülttüm ama:) evet başroldeki beyfendi son zamanlarda görmeye alışık olmadığımız biraz maskülen bir tipti çoğu efemine Japon aktörün aksine:p Patronu oynayan beyfendi çok iyi bir oyuncu kesinlikle kendisini Kurosagi adlı dramada izleme imkanım oldu bu rolün hemen hemen aynısı yalnızca orada kötü bir adamdı ama orada da yemek yemekten büyük keyif alan bilge kelamlarda bulunan bir amcaydı:cin:
resim büyük olunca dah iyi oldu sanki Dilos sana sormadan büyülttüm ama:) evet başroldeki beyfendi son zamanlarda görmeye alışık olmadığımız biraz maskülen bir tipti çoğu efemine Japon aktörün aksine:p Patronu oynayan beyfendi çok iyi bir oyuncu kesinlikle kendisini Kurosagi adlı dramada izleme imkanım oldu bu rolün hemen hemen aynısı yalnızca orada kötü bir adamdı ama orada da yemek yemekten büyük keyif alan bilge kelamlarda bulunan bir amcaydı:cin:
ne iyi etmişsin büyüterek Chibikuşum..yemek yemekten zevk alan bilge lafı beni mest etti..acilen kendisini yemeğe davet etmek istiyorum beyefendinin..._E
<acayip spoiler içerir>
sonunda izledim. babasının cenazesine kadar görsel bir şölenden ibaretti. huzurlu
(kız kuzey koreliye benziyordu not olarak)
babasının cenazesinde elini açtığı yerde ağlamaya başladım yeni sustum. acayip bir filmdi. tavsiye ederim.
nocturnal
07-12-2009, 20:44
izleyeli baya oldu, henüz yazma fırsatı bulabildim.. kesinlikle izlenmesi gereken bir film.. dokusu müthiş, oyunculuklar herkesin de belirttiği üzere mükemmel.. özellikle japon kültürünü, ölüme ve ölene saygılarını anlamak adına tereddütsüz izlenmeli..
KaNeSHiRo
07-12-2009, 20:44
izleyeli baya oldu, henüz yazma fırsatı bulabildim.. kesinlikle izlenmesi gereken bir film.. dokusu müthiş, oyunculuklar herkesin de belirttiği üzere mükemmel.. özellikle japon kültürünü, ölüme ve ölene saygılarını anlamak adına tereddütsüz izlenmeli..
kesinlikle katiliyorum bu goruse... ;)
yorum icin tesekkurler...
nocturnal
07-12-2009, 21:28
kesinlikle katiliyorum bu goruse... ;)
yorum icin tesekkurler...
asıl ben teşekkür ederim linkleri paylaştığın için.. :aferin:
izleyeli baya oldu, henüz yazma fırsatı bulabildim.. kesinlikle izlenmesi gereken bir film.. dokusu müthiş, oyunculuklar herkesin de belirttiği üzere mükemmel.. özellikle japon kültürünü, ölüme ve ölene saygılarını anlamak adına tereddütsüz izlenmeli..
bence de kesinlikle izlenmeli..sinemayı sanat yapan filmlerden...
sonkertenkele
08-02-2010, 12:18
departures ölümü normalleştiriyorsa eğer filmi izleyenler için ben de bu normalleştirme sürecine dün akşam kanal 7'de izlediğim bir haber ile katkıda bulunmak isterim. doğuda bir ilde kadınlar için ölü yıkama kursları veriliyordu. hem teorik hem uygulamalı eğitimle kursiyer bayanlarımız manken(cansız) üzerinde çalışıyolardı. müslümanlıktaki ölü yıkama ve kefenleme prosedürü ile japonlarınkisi bana baya yakın geldi. yalnız müslümanlıkta kadınları kadınlar yıkıyor, filmde ise adamın ilk müşterisi kadındı (yanlış hatırlamıyorsam yıkarken travesti olduğunu mu farkediyordu ne. teorik olarak kadın da yıkayabiliyor demek erkek japon cenazecileri). kültürel olarak batıya kıyasla japonlara-doğuya- baya benzerlik taşıdığımızı düşünüyorum -nerde six feet under- gerçi japonlar da bir de yakma opsiyonuda var.
İlginç bilgiymiş Kertenkele ..
Aslında ölümün normalleştirilmesi değil bugün olduğu gibi anormal hayattan uzak olmayacak bir şeymiş gibi algılanması değil mi tuhaf olan..herkes her şey ölecek..hani mezalığın kapısında yazdığı ve milletin de bozulduğu gibi her canlı bir gün ölümü tadacak ama hayat algısı giderek ölümsüzmüşüz gibi oluyor hatta ölümü bırak yaşlanmak falan bile kabul edilmez oldu..
Bu film sulu-seper her dakika aşıklardan birinin öldüğü ticari Kore filmlerinden farklı olarak ölümün gerçek yüzünü gösteriyor bize..ve olmasını istediğimiz gibi saygılı bir mesafe ile..
herkes seyretmeli..Japon sinemasının bir hediyesi bu film...
vBulletin v3.8.0, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.