PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : The Taste of Tea (Cha no Aji) [2004]


Joo Wa Ra
10-05-2010, 01:47
http://img143.imageshack.us/img143/455/98e279d2pp7.jpg (http://img143.imageshack.us/i/98e279d2pp7.jpg/)
'imdbIMDb Köprüsü (http://www.imdb.com/title/tt0413893) | İndirme Linkleri (http://www.sinemasia.com/forum/showthread.php?t=7999)

Wikipedia Sayfası (http://en.wikipedia.org/wiki/The_Taste_of_Tea)

Yönetmen: Katsuhito Ishii
Senaryo: Katsuhito Ishii
Tür: Komedi, Dram
Süre: 2:23 (143 dk)

Oyuncular:
Tomokazu Miura ... Nobuo Haruno (Baba)
Satomi Tezuka ... Yoshiko Haruno (Anne)
Maya Banno ... Sachiko Haruno (Küçük Kız)
Takahiro Sato ... Hajime Haruno (Oğlan)
Tadanobu Asano (Zatoichi, Koroshiya 1) ... Ayano Haruno (Dayı)
Tatsuya Gashuin ... Akira Todoroki (Dede)
Tomoko Nakajima ... Akira Terako
Ikki Todoroki ... Kendisi
Anna Tsuchiya (Dororo, Sakuran (http://www.sinemasia.com/forum/showthread.php?t=147), Kamikaze Girls (http://www.sinemasia.com/forum/showthread.php?t=7472), Heaven's Door) ... Aoi Suzuishi (Sınıfa yeni gelen kız)
Matsuyama Ken'ichi ... Matsuken/Kırmızı tişörtlü genç

Konusu: Japonya'nın kuzeyinde bir kır kasabasında yaşayan Haruno ailesinin hikayesi.

Bol ödüllü, efektleriyle göz dolduran bir film.
Fragman:
http://www.youtube.com/watch?v=KCMCu8c1Uho

dilos
10-05-2010, 09:39
Japonya'nın bir köyünde her biri bir cins ailenin hikayesi..
Ekzantrik dede..hipozcu baba..umursamaz -boşvermiş müzisyen amca..
çizgi film çizeri anne- kendini takip eden dev hayalden-ki bu kendisinden başkası değil-
kurtulmaya çalışan sevimli mi sevimli küçük kız
ve favori karakterim ergenliğe adım atmış genç oğlan ...

Bir arada ama ayrı öykülerle yaşayan ailenin hikayesi bana hem sinema tarihinin en sevdiğim filmlerinden olan Fellini'nin Amarcord'unu hatırlattı hem de
karakterlerin uyumsuzluğu ve üşütüklüğü ile son dönem filmlerinden Little miss sunshine filmini..

Film baştan sona bir hikaye anlatmaktan cok aile bireylerlerini tanıtır halliydi...
bazı anlarını o kadar sevdim ki defalarca seyretsem bıkmam..örneğin

-Oğlanın kadınlardan neden korkmaya başladığını anlattığı ve acılan kırmızı perdeyle teatral hale getirilmiş kadın-erkek dialogları..
-Filmi açılış sahnesi..yine oğlanın trendeki kızın gidişiyle beyninde tren seklinde oluşan boşluk..
-Küçük kızın nihayet parende atabildiği an..
-Hiç bir şeyi takmayan amcanın(Todabu Asano)evlenmiş eski aşkını gördüğü bakkal önü..ne diyeceğini bilemeden kem-küm etme halini daha iyi anlatacak sahne azdır..
-Dedenin herkese bıraktığı kitapcıklar..

Filmin bir diğer etkileyici yönü nerdeyse bir Wajda filmi gibi kırsalı görsellikle anlatabilmesiydi ..
insanı içine alan oradaymış gibi hissettiren doğa içi sahneleri çok etkileyiciydi..
-Filmin finalindeki gün batımı..
-Her an hissedilen orman, kır-bayır..
-Dayının yoga benzeri hareketler yapan adamı izlediği dere kenarı..
-Oğlanın kızla yağmura yakalandığı an..
-Oğlanın bisikletle gectiği pirinç tarlaları..

Güzel ve özel bir filmdi..
Tavsiyesi için Kertenkele'ye teşekkürler...

sonkertenkele
10-05-2010, 10:33
dağ şarkısı çok komikti.
metrodaki robot adamlar egzantirik
o parendeyi attıktan sonra evreni dolaşma-aşma kafası süper
salak dayının anlattığı hikaye sonucu ufaklığın tribe girmesi
ergen çocuğun dayıya yaptığı "sen de hep temizlik yapıyomuşsun" tespiti : )
annenin animasyonuna yapılan seslendirme
dayının eski manitasıyla diyaloğu çok şaşırtıcı
hipnoz sırasında tv izlerken ki canlı yayın kazası
çok tuaf bu japonlar. tüm hikayeyi yüzümde aptalca bi sırıtmayla izledim. beğenmene sevindim dilos
http://i39.tinypic.com/2v028mu.jpg http://i40.tinypic.com/2ennxg1.jpg

dilos
10-05-2010, 11:19
dağ şarkısı çok komikti.
metrodaki robot adamlar egzantirik
o parendeyi attıktan sonra evreni dolaşma-aşma kafası süper
salak dayının anlattığı hikaye sonucu ufaklığın tribe girmesi
ergen çocuğun dayıya yaptığı "sen de hep temizlik yapıyomuşsun" tespiti : )
annenin animasyonuna yapılan seslendirme
dayının eski manitasıyla diyaloğu çok şaşırtıcı
hipnoz sırasında tv izlerken ki canlı yayın kazası
çok tuaf bu japonlar. tüm hikayeyi yüzümde aptalca bi sırıtmayla izledim. beğenmene sevindim dilos
http://i39.tinypic.com/2v028mu.jpg http://i40.tinypic.com/2ennxg1.jpg

Ben ne kadar gerçeğe yakın sahneleri beğenmişsem sen de o kadar fantastik sahneleri beğenmişsin Kertenkele..ki filmi fantastik sahneleri de şaşkınlık verici yaratıcılıktaydı..

Metrodaki robotlar-onları resimleyen tuhaf fotografcı durmadan ve doğal olarak bakmak isteyen cocugun kafasını hiç bir şey yokmuş gibi çeviren baba..
Küçük kızın evrene yolculuğu..
kendi koca hayaliyle havuza girmesinden,okulun penceresinde görmesine peşindeki kendi hayali fikri de müthişti..çamur adam da..
Fantastik anlar gerçekle cok iyi harmanlanmıştı..
onca tuhaf-absürd görüntü mutlaka bir gerçeğe bağlandı başarıyla..

Defalarca seyredilse de yeni detaylar yakalanacak filmlerden biriydi...

Beğenilmeyecek gibi değildi Kertenkele...

sonkertenkele
10-05-2010, 11:36
pastoral film
ama dediğin gibi gerçekle absurd anlar o kadar güzel harmanlanmış ki yarı rüya hali gibi ya da bazen olayları kafamızda kurarken keşke böyle olsun deriz öyle bişey.
dayı köprüyü geçip geçmişiyle yüzleşmeye çalışırken beyzbol oynayan adamla karşılaşması, aralarındaki mücadele falan gerçeğin çok güzel çarpıtılması-eğlenceli hale getirme çabası gibi
filmi konuşması da keyifli izlemesi de hipnotik

dilos
10-05-2010, 14:47
Dayının beyzol oynayan adamla sahnesi süperdi..orada kendi kendine takılan adama takılan adam yerden bir taş alırrr vee...:E

Dediğin gibi hayal,gerçek ya da daha çok insanın canının sıkıldığında şöyle olsa ya diye hayalinde ürettiği şeyleri görüyor gibiydik
Bence filme tat katan şeylerden birisi de sıkıntıyı yaratan dış dünya idi
eve doğrudan girmese de cocuklar için okul-ergenlik,anne için ucuk-kaçık patron ve ofisi,dayı için nefret ettiği jingle reklam müziği ,baba için muayehane olarak dış dünya kesitleri mevcuttu ve toplum düzenine incelikli eleştiriler vardı..

Japon filmlerinde sık sık yer alan insanların ayakta uyudugu,dünya yansa ilgisiz göründüğü
metro sahnelerine bir göndermeydi robotları görmemeye alışmış olmak hali..
bakan genç oğlan ve kafasını çeviren baba bana cok ilginç geldi..
ilgilenmemeyi öğretiyordu..

Joo Wa Ra
11-05-2010, 00:55
bi kaç yıl önce izleyip, hoşlandığım ama hiçbi şey anlamadığım bir fim cha no aji...
neydi anlatmak istediği? en basitinden o ayçiçeği mesela...neyi ifade ediyodu?

dilos
11-05-2010, 09:48
bi kaç yıl önce izleyip, hoşlandığım ama hiçbi şey anlamadığım bir fim cha no aji...
neydi anlatmak istediği? en basitinden o ayçiçeği mesela...neyi ifade ediyodu?

bu tarz filmler net bir şekilde anlaşılmak üzere yapılmıyor zaten kurgusu da bu sebeple karmaşık..
kafası karışık birinin sıralamaları gibi düşün derim..başı-sonu olan klasik hikaye değil..hayatla ilgili anektodlar bunlar..bir aile ve onlardan akılda kalanları anlatmış yönetmen (senaryo da onun olduğundan o diyorum )..belki kendi cocukluğundan bir parça, hayallerinden iki parca,korkularından bir kaç parca bir mozaik..

ben cok beğendim filmi..ayçiçeği cok da fark etmediğim bir detay sana ne ifade etmişse de odur anladıklarını paylaşsana Joo..

sonkertenkele
11-05-2010, 10:59
...neydi anlatmak istediği? en basitinden o ayçiçeği mesela...neyi ifade ediyodu?

film genel olarak bence birşey anlatmaya odaklanmıyordu. bir kesit sunuyordu hayattan olabildiğince normal görünen insanlardan sıradışı bir anlatımla. bir fantazi ve algılama hikayesi. karakterlerin olayları nasıl algıladığını görüyoruz.

filmin sonundaki ayçiçeği ise bence kişinin limitlerini aşabilmesinin simgesiydi. küçük kız dayısının anlattığı hikaye sonucu kafasında ki kurmacadan kurtulmak için o taklayı atması lazımdı.

yukarda resimdeki ayçiçeği ise bizde necefli maşrapa mı konuyordu yayın kesildiğinde... öyle birşey.

Joo Wa Ra
11-05-2010, 15:47
bu tarz filmler net bir şekilde anlaşılmak üzere yapılmıyor zaten kurgusu da bu sebeple karmaşık..
kafası karışık birinin sıralamaları gibi düşün derim..başı-sonu olan klasik hikaye değil..hayatla ilgili anektodlar bunlar..bir aile ve onlardan akılda kalanları anlatmış yönetmen (senaryo da onun olduğundan o diyorum )..belki kendi cocukluğundan bir parça, hayallerinden iki parca,korkularından bir kaç parca bir mozaik..

ben cok beğendim filmi..ayçiçeği cok da fark etmediğim bir detay sana ne ifade etmişse de odur anladıklarını paylaşsana Joo..

valla filmi bana kardeşim izletmişti, çok oldu bende de değil tekrar izlemem için indirmem gerk ama...
filmi hatırladığım ve ayçiçeğinin anlamını araştırdığım kadarıyla tamamen uydurarak, hatta uçarak bir fikir ortaya atıcam şimdi:
ayçiçeği -nam-ı diğer günebakan-;en büyük özelliği güneşe başını çevirmesi olan bir bitki.bu da aşk-sadakat sembolü olmasını sağlıyor. ancak filmde böyle bir durum yok.
ayçiçeği denince çoğumuzun aklına van gogh gelir.malum; kendisinin sarı renge takıntısı ve ayçiçeği tabloları meşhurdur.
ben de burdan bir bağlantı kurmayı denedim.van gogh neden ayçiçeklerini çizmişti?

ayçiçekleri ingilizcede "still life" denilen, -bizim ölüdoğa-natürmort- olarak bildiğimiz türün ürünü.ancak still life türüne kırda koşturan çocukların resmedildiği bir tablo da dahil ediliyor sanırım. peyzaj da bu türe yakın olabilir o zaman, yani "pastoral" şeyler... durgun, sakin bir hayat...
van gogh anladığım kadarıyla, yatıştırıcı, sakinleştirici bir figür olarak kullanmış ayçiçeklerini. gaugin kendini evinde hissetsin diye.kendi zihni huzursuzken, huzur bulmak için aynı zamanda.

yanisi... kız sorunundan kurtulurken, "sakin bir hayat" onu ve onun tüm evrenini içine alırken, kızımız huzura kavuşurken bu çiçek imgesi kullanılıyor olabilir.
ne dersiniz?

Joo Wa Ra
11-05-2010, 16:03
taktım ayçiçeğine... haebaragi'yi (sunflower) izleyeceğim şimdi.:)
filmde herkes ne kadar da kendi halindeydi.dışardan bakıldığında hiçbir sorun yok, tam bir huzur hatta sıkıcılık hakim.ama herkesin bir derdi var, duruyor içerisinde... :)
bizde olsa o anne çeker kenara kızını, "sen niye hiç gülmüyosun" der. baba da çeker kardeşini, oğlunu "ne derdin var bakiim senin, derdini söylemeyen derman bulamaz" falan der.herkes birbirinin derdiyle dertlenir."nesi var bu çocuğun" diye kulis yapılır.kimse kimseyi rahat bırakmaz... :D

sonkertenkele
11-05-2010, 16:31
taktım ayçiçeğine... haebaragi'yi (sunflower) izleyeceğim şimdi.:)


bence sen ayçiçek çocuğu olmuşsun : ) dikkat et o çiçek kim bilir seni nerelere götürür

dilos
11-05-2010, 18:38
ayçiçeği -nam-ı diğer günebakan-;en büyük özelliği güneşe başını çevirmesi olan bir bitki.bu da aşk-sadakat sembolü olmasını sağlıyor. ancak filmde böyle bir durum yok.
ayçiçeği denince çoğumuzun aklına van gogh gelir.malum; kendisinin sarı renge takıntısı ve ayçiçeği tabloları meşhurdur.
ben de burdan bir bağlantı kurmayı denedim.van gogh neden ayçiçeklerini çizmişti?
ayçiçekleri ingilizcede "still life" denilen, -bizim ölüdoğa-natürmort- olarak bildiğimiz türün ürünü.ancak still life türüne kırda koşturan çocukların resmedildiği bir tablo da dahil ediliyor sanırım. peyzaj da bu türe yakın olabilir o zaman, yani "pastoral" şeyler... durgun, sakin bir hayat...

Kertenkeleye katılıyorum çiçek işini abartmışsın Joo..akademi mezunu olarak ve Van Gogh hayatını biraz okumuş incelemiş biri olarak teknik kısmına biraz açıklama getireyim...ukalalık saymayın lütfen...
Van Gogh Fransanın güneyinde Arles kasabasına yerleşip hezeyanla resim yaptığında etrafındaki her şeyi çizdi..köprüsü de,zeytin ağacı da ,kargası da portreleriyle insanları da oradaydı sunflowers tablosu ünlü olsa da Van Gogh takıntılı şekilde aynı şeyi çizen bir ressam değildi ve ayçicekleriyle özdeş sayılmaz ..
Still life ingilizcesi naturmort da aynı seyin fransızcası doğadan alınan objelerin resminin yapılması demektir..cocukların koşturması falan olmaz ressamın önüne birşeyler koyup resimlemesi demektir..daha cok çiçek,meyva,vazo vsvs..
pastoral ise kır hayatıyla ilgili demektir..cayır-bayır-çoban aklına ne gelirse..

ayçiçekleri türkçesi cok da güzel olarak güne bakan-gün döndünün aşkı sadakati sembollediğini de bilmiyordum öylemidir..
Van Goghu ya da taste of teayi bilemeyeceğim ama anladığım sen ayçiçeğine bayaa takıksın kolay gelsin diyiim ..
sun flower lafı da yine çok komik yaaa Kertenkele.._E

Joo Wa Ra
15-05-2010, 00:38
bence sen ayçiçek çocuğu olmuşsun : ) dikkat et o çiçek kim bilir seni nerelere götürür

ayçiçek çocuğu ha? güzelmiş, olabilirim._E çiçek çocuklar gibi...
o çiçek aynı çiçek zaten de, ben daha önce fuşya çocuk da oldum bebekler filmi sayesinde.geçer yani.
ben severim böyle, zevk benim için. takarım kafama bir soru, meşgale en güzelinden.zaten simgelere özel bir ilgim var.
sinemada simgelerin kullanımı önemlidir, bir anlamı olmadığını iddia edemeyiz, o çiçeğin muhakkak bir anlamı vardı.ben doğru anladığımı düşünüyorum.

Kertenkeleye katılıyorum çiçek işini abartmışsın Joo..akademi mezunu olarak ve Van Gogh hayatını biraz okumuş incelemiş biri olarak teknik kısmına biraz açıklama getireyim...ukalalık saymayın lütfen...
Van Gogh Fransanın güneyinde Arles kasabasına yerleşip hezeyanla resim yaptığında etrafındaki her şeyi çizdi..köprüsü de,zeytin ağacı da ,kargası da portreleriyle insanları da oradaydı sunflowers tablosu ünlü olsa da Van Gogh takıntılı şekilde aynı şeyi çizen bir ressam değildi ve ayçicekleriyle özdeş sayılmaz ..
Still life ingilizcesi naturmort da aynı seyin fransızcası doğadan alınan objelerin resminin yapılması demektir..cocukların koşturması falan olmaz ressamın önüne birşeyler koyup resimlemesi demektir..daha cok çiçek,meyva,vazo vsvs..
pastoral ise kır hayatıyla ilgili demektir..cayır-bayır-çoban aklına ne gelirse..

ayçiçekleri türkçesi cok da güzel olarak güne bakan-gün döndünün aşkı sadakati sembollediğini de bilmiyordum öylemidir..
Van Goghu ya da taste of teayi bilemeyeceğim ama anladığım sen ayçiçeğine bayaa takıksın kolay gelsin diyiim ..
sun flower lafı da yine çok komik yaaa Kertenkele.._E

ama sen beni tuzağa düşürüyosun,:) anlatsana anladıklarını diyosun, ben de zorluyorum kendimi, uçuyorum size güvenip.uçuyorum dedim dimi?:kamil van gogh'u karıştırmamalıydı belki de, ama destekler nitelikte şeyler gördüm de şettirdim yani :E
şöyle ki;

Van Gogh’un üçüncü ve son grup “Çiçek” ve ”Çiçek Bahçesi Resimleri” ise, 1888 Temmuz- 1890 Haziran sürecinde yapılan, ünlü “Ayçiçekler” serisinin de aralarında olduğu Sainte-Rémy ve Auvers-sur-Oisie dönemi çalışmalarıdır.

<Sarı ayçiçekleri onun en çok tanınan eserleridir.Kardeşine yazdığı mektuplarda ayçiçeklerini, kendinden bir parça olarak tanımlar.Leylak ve süsen çiçeği konulu çalışmaları, mavi ve mor renklere olan düşkünlüğünü açığa çıkarır.Japon tarzından benimsediği siyah çizgiler resimlerinde görülür. 1890 ‘da yaptığı sarı vazodaki süsen çiçekleride, bu izlerin görüldüğü güzel örneklerindendir.>

<Van Gogh güney Fransa'ya göç eden ilk sanatçıdır. Arles'de bütünüyle yalnızdı ve sanat üzerine konuşacak bir arkadaş için yanıp tutuşuyordu. Van Gogh, onunla kalması için Gauguin'e yalvardı adeta. Hatta onun için sarı ayçiçeklerinin rengiyle süslediği bir oda hazırladı, ki sarı renk Van Gogh'un duygu yoğunluğunu gösterir yapıtlarında. >

“ Stüdyo için bir seri resim boyamak istiyorum, orada Gauguin ile birlikte yaşamak umudu ile. Sadece bir sürü ayçiçekleri… Planımı gerçekleştirebilirsem toplam oniki resim olacaklar. Yapıtın tümü bir mavi ve sarı senfonisi olacak. Her gün şafak ile birlikte çalışmaya başlıyorum, çünkü çiçekler çok çabuk soluyorlar ve bir seansta boyanmaları lazım.”

“Biliyorsun özellikle Gauguin onlara vurulmuştu (ayçiçeklerine). Onlar hakkında söylediklerinden birisi de şu olmuştu: “Bu… işte bu…çiçek budur.” Bildiğin gibi, menekşeler Jeannin’in, çobanpüskülleri Quost’un ve ayçiçekleri, evet ayçiçekleri de benimdir.”

Yine son dönemlerinde tüm sanatçıların bir araya geldiğibir merkez olması amacıyla pek çok kişiyi bulunduğu Arles’e davet ediyor.Bir tek Gauguin geliyor.Usta bu olaya o kadar çok önem veriyor ki evinin duvarlarını onun kendini evinde hissetmesi için ayçiçekleri ile süslüyor.

Ne yazık ki anlaşamıyorlar ve Gauguin ayrılıyor.
İşte bu olaya çok üzülen Van GOGH , bunun üzerine kulağını kesiyor.
Daha sonra ,bu yaptığına da pişman oluyor.

Düşkünler Evi'nin ruh karartan havasından kurtulduktan sonra Van Gogh, eserlerinde izleri açıkça belli olan hayli mutlu bir devreye girmiştir. Sanatına sükunet hakim olmuş, çevresindeki aleme daha iyimser gözlerle bakmaya başlamıştır. Fakat bu, geçirdiği şiddetli asabi nöbetlerle sık sık bozulan aldatıcı bir huzur havasıdır.

"Resimlerimle rahatlatıcı, yatıştırıcı bir şeyler söylemek istiyorum, müzik kadar yatıştırıcı bir şey. "

Van Gogh, başlangıçtan itibaren, hiç kimsenin resmetmeye değer bulmadığı, huzur dolu sıradan insanın dramatik gerçekliğini yansıtmıştır. (“İplik Eğiren Adam”, “Masuracı”, “ İhtiyar Adam”, “İncil Okuyan İhtiyar Adam”, “Kasap Dükkanı”, “Postacı”, “Patates Soyan Kadın”, “Anvers’te Eski Evler”, “Arles’da Langlois Köprüsü”, “Ay Çiçekleri”, “Selvi Ağaçları”, “Zeytinlik”, ”Les Saintes Maries de la Meries’den Görünüş”, “Selvili Mısır Tarlası” “Sandalye”, “Yatak Odası” “The Cafe Terrace”, “Dut Ağacı”, “Saint Paul Hastanesi”, “Yıldızlı Sema”, “Siyah Üzüm Bağı” ve ölümünden birkaç ay önce Brüksel’de satılan “Buğday Tarlası ve Kargalar” gibi).

sarı renk bizde huzuru değil, hastalığı, üzüntüyü, hüznü, kederi simgeler.rüyada sarı görmek iyiye dalalet değildir.öte yandan hintlilerde sevincin rengidir. ama van gogh bu renkte (evinin adı sarı ev) huzuru aramış sanırım.

belki çok dolambaçlı yollardan uçtum ama, doğru yere kondum bence.
madem tüme vardım bi de tümden geleyim,sağlamasını yapayım dedim ve google'da "sunflower" ve "peace" yazıp aradım.çıkan sonuçların ilki;
http://www.sunflowerproject.com/message.html
ayçiçeği nükleer silahlanma karşıtlarının bir simgesiymiş.zamanında o bildiğimiz barış işaretinin http://img155.imageshack.us/img155/8963/peace3hh6.jpg (http://img155.imageshack.us/i/peace3hh6.jpg/) yan sembolüymüş.doğanın bir simgesi olarak kullanılmış, hatta bir hikayesi var linkte.

izlediğim filmde de (haebaragi) öyle çok destekler nitelikte bir şey yoktu ama, tam tersi de yoktu.takma ismi ayçiçeği olan bir kadının, ayçiçeği tarlasını elinden aldıktan sonra dükkanını da elinden almaya çalışan mafyayla mücadelesini anlatıyordu.bu konuda da oğlu yerine koyduğu adam, onun yanında mücadele ediyordu.huzur istiyor fakat bulamıyorlardı.
alakası olmayarak şunu buldum;
<AYÇİÇEĞİ:Çinde uzun ömrü çağrıştırırken genelde sadakati simgeler.Çünkü güneş hergün sadık olarak yeniden doğar yani geri döner.>

bebekler'i (dolls) izlemişmiydin dilos? fuşyayı çözemedim de hala.:hemm onun da kaderle bi ilgisi var bence tahminim. :E

dilos
15-05-2010, 10:24
ama sen beni tuzağa düşürüyosun, anlatsana anladıklarını diyosun, ben de zorluyorum kendimi, uçuyorum size güvenip.uçuyorum dedim dimi? van gogh'u karıştırmamalıydı belki de, ama destekler nitelikte şeyler gördüm de şettirdim yani
şöyle ki;

yav Joo..alemsin ne tuzağı tabii ki hepimiz anladıklarımızdan bahsediyoruz ya da daha cok anlayamadıklarımızdan ,hoşlandıklarımızdan vs vs
ayrıca uçman da bizi eğlendirdi çok başka bişey mi dedik..
Van Goghla ilgili yazıyı okudum yazarı kimdir bilmem derlemenin ..ayçiçekleri onun yorumudur..sarı renk takıntısı doğrudur..

sen bana bakma..ben hep yerdeyim uçamıyorum..kanatlarım eksik..
uçmaya devam et..zaten çayın tadı filmi ucuk değil mi baştan aşağı ..
siz uçun ben yerden seyredeyim..

ps-bebekler filmini ist festivalinde seyretmiştim yıllar önce filmin yorumunda yazdım başta bir takıldım orada kaldım o filmde..fuşyayı ise fark bile etmedim neydi..ne olmuştu..

Joo Wa Ra
16-05-2010, 23:15
ya ben de şaka yapıyorum zaten.takıldım sadece.ama kertenkele dalga geçti biraz. :P şaka şaka, dalga geçmeyi de geçilmesini de severim ben arkadaşlık anlayışımdır hatta.

van gogh'la ilgili yazıyı ben derledim netten.

ben asıl eskiden uçardım.öyle hayalciydim ki, basit bir pencere resmi mesela, bir çizgifilm, bir kitaptaki bahçe tasviri, alır götürürdü beni düşlere.ama şimdi büyümekten midir nedir, hayal gücüm sıfır. :(
veee
ben seviyorum senin tarzını, biliyosun._E

dilos
16-05-2010, 23:22
ya ben de şaka yapıyorum zaten.takıldım sadece.ama kertenkele dalga geçti biraz. :P şaka şaka, dalga geçmeyi de geçilmesini de severim ben arkadaşlık anlayışımdır hatta.

van gogh'la ilgili yazıyı ben derledim netten.

ben asıl eskiden uçardım.öyle hayalciydim ki, basit bir pencere resmi mesela, bir çizgifilm, bir kitaptaki bahçe tasviri, alır götürürdü beni düşlere.ama şimdi büyümekten midir nedir, hayal gücüm sıfır. :(
veee
ben seviyorum senin tarzını, biliyosun._E

hayal gücünün sıfır hali buysa:E:E
çalışır halinden korkalım derim:hemm
ben de senin tarzını seviyorum..

Joo Wa Ra
17-05-2010, 00:15
hayal gücünün sıfır hali buysa:E:E
çalışır halinden korkalım derim:hemm
ben de senin tarzını seviyorum..

ya keşke öyle olsa... kafa zorlayınca gene çalışıyo da, işte his kalmadı bende.

teşekür ederim ayrıca, onore oldum.:utan::E

filme dönersek, o "kocaman yumurta" ve ardından kafasında mokla gezen hayalet acayipti ya... ne uçuk zihin ürünü şeyler... komikti.:E

patiksizpenguen
29-06-2010, 23:12
Arkadaşlar linklerini buldum ama altyazısını bulamadım .. elinde olan varsa upload edebilir mi ?

syra
30-06-2010, 00:49
Arkadaşlar linklerini buldum ama altyazısını bulamadım .. elinde olan varsa upload edebilir mi ?

bu (http://www.sinemasia.com/forum/showthread.php?t=7999) linkten ulaşabilirsiz.