PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : kitaplardan alıntılar


esinti
15-09-2009, 10:39
'görünenle yetinirsen eğer sadece tırtılı bilirsin. çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez. görünenin ötesine geçmek istersen eğer, aradan örtüyü kaldırıp da gönül gözü ile bakarsan, kelebeği bulursun karşında. güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar. lakin gönül gözünle görürsen eğer, kelebeğe değil tırtıla sevdalanırsın'.
Pinhan-Elif Şafak

chibi
15-09-2009, 10:59
"Oysa herkes öldürür sevdiği şeyi,
Bu herkesçe biline.
Kimi sert bir bakışla yapar bunu,
Kimi övücü sözlerle." Yaşama Uğraşı-Cesare Pavese

nagihan
15-09-2009, 18:24
Once hiclik vardi,sonra 'ol!' dendi,oldu.
Allah`tan once hic kimse yoktu.'
Ciceklerin Kani-Anita Amirrezvani

esinti
16-09-2009, 10:24
Söylediklerimin yarısı beş para etmez;
ama ola ki diğer yarısı sana ulaşabilir
diye konuşuyorum.

HALİL CİBRAN

esinti
17-09-2009, 11:16
"ilk kez öldürdüğünde bir değil sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilen o bebeği öldürmüşsündür. babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilan eden o delikanlıyı da zavallı bir kadının kocasını da, savaş giderken ailesi tarafından uğurlanan o masumu da... bütün bu kişileri öldürmüş olursun. ikinci kez birini öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişiyi öldürmüşsündür. üçüncü kez ise kimseyi öldürmüş sayılmazsın."
ihsan oktar anar-Amat

esinti
18-09-2009, 11:16
Nasıl iyileşeceksin sen küçük pençe, nasıl? Kim saracak bu kanatlarını ve neden bir başkasının sarmasını istiyorsun. Kendin sar kanadını, şifalı otlarından ovanın sen kendin bas yarana sihirli karışımını doğanın, ne kadar acı verse de o küçücük pırpır atan yüreğine. Yat, uçma, dinlen bir süre, yediklerin yeter sana bu zamana kadar. Güç topla, kurut kanadını ve bir sefer de uçmaya başla, düşsen de tünediğin dalından, kalk yine uç. Çarpsan da kafanı dökülen kozalaklara, kalk yine güçlü pençelerinin üzerine ve çırp kanatlarını, umutla geleceğe. Dağın arkasındaki denizi biliyorsun. Engin denizi, bir gün sen de diğerleri gibi uçacaksın oraya, istesen de istemesen de. Biliyorsun orda yaşayamazsın, pençelerin çaresiz, kanatların yetersiz. Yaşayamazsın orda. Ama zaten diğerleri de yaşamaya gitmiyorlar ki oraya. Gitmek zorunda oldukları için gidiyorlar. Sen de her kuş gibisin, günü geldiğinde çaresiz. Kırmızı gözlerinden bir ışık geçiyor. Günün gelene kadar uçmalısın küçük yürek. Umutla uçmalısın, çünkü kaybettiğinde küçücük yüreğindeki o mavi umudu, günler sana ızdırap, geceler boş... İşte o yüzden uçacağın o güne kadar sen sadece kendin için ama sadece kendin için en değerli kuşsun, gerisi ovanın güzelliği...
Masal Adam (S.Ç)

esinti
19-09-2009, 10:57
" Nasıl bu kadar kolay ayrılabiliyorsun?" diye mırıldandı Marisol ağlamamayı başararak.
Ömer kolay olmadığını söyledi.
"Sorun herneyse çözmeyi deneyebilirdik," dedi Marisol hala ağlamadan başını çevirerek.
Ömer kolay olmadığını söyledi.
"Beni hiç sevmedin," dedi Marisol hıçkırıklara boğularak.
Ömer hiç bir şey söylemedi.

"Umarım hayatın cennet olur," diye ekledi Marisol.
"UMARIM HAYATIN CENNET OLUR," bir sevgilinin aynaya yazılmış lanetidir.
Bütün aynalarda olduğu gibi burada da sağ solda, sol sağdadır, yani cennet aslında cehennemdir.


ARAF - elif şafak

chibi
19-09-2009, 20:25
Gökten kafana ne yağarsa yağsın asla küfretmeyeceksin.Buna yağmur da dahil.
Yukarıdan üzerine ne düşerse düşsün,kabulün olmalı.Sağanak ne kadar şiddetli,tipi ne denli dondurucu olursa olsun,bulutların biz aşağıdakilere reva gördüklerine sövemessin.Böyledir bu düzen.Bunu herkes bilir.

Elif Şafak-Baba ve Piç

esinti
23-09-2009, 13:32
(...) Kristof Kolomb, Amerika’yı tam keşfettiği sırada değil, keşfetmeye giderken mutluydu. Evet, Kolomb, Yeni Dünya’ya ayak basmadan üç gün önce, yani umutsuzluğa kapılan tayfaların gerisin geriye Avrupa’ya gitmek için ayaklandıkları sırada mutluluğun son derecesini tadıyordu. Yerin dibine geçsindi Yeni Dünya, onu gözünün gördüğü yoktu. Kristof Kolomb, Amerika’yı Amerika olarak görmeden, nereyi keşfettiğini bilmeden ölmüştü. Asıl sorun o değildi. Asıl sorun yaşamada, olayı yaşamanın içinde, yani sürüp giden, sonu gelmeyen keşif eylemindeydi; yoksa keşfin gerçekleşmesinde değil. (...)

Dostoyevski-Budala

Melike
23-09-2009, 16:26
Gökten kafana ne yağarsa yağsın asla küfretmeyeceksin.Buna yağmur da dahil.
Yukarıdan üzerine ne düşerse düşsün,kabulün olmalı.Sağanak ne kadar şiddetli,tipi ne denli dondurucu olursa olsun,bulutların biz aşağıdakilere reva gördüklerine sövemessin.Böyledir bu düzen.Bunu herkes bilir.

Elif Şafak-Baba ve Piç

Aboouu bayıldım.

Ben de Elif Şafak / Aşk'tan bi alıntı yapam.

Aşkın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk.
Ya tam ortasındasındır, merkezinde.
Ya da dışındasındır, hasretinde..


Kadın güzel yazıyor. :hu:

esinti
03-11-2009, 09:42
Yitirdiğin her şeyde kazandığın bir şey var; kazandığın her şeyde biraz yitirdiklerin. Bu yüzden birileri hep ısınıp dururken dinmez üşümelerin…Ben de benim olmayan şeylerle varım; benim olan zaten benimse, olmayan şeylerle… Varsam, buradaysam belki de onlar için… Yüzün için belki de, yüzün nerede?
Yılmaz Odabaşı

fndk
03-02-2010, 22:48
ne güzel alıntılar var burda..
bayıldım..Luv

ANADOLU
11-02-2010, 16:42
- nasıl seninim

(yusuf atılgan/anayurt oteli)

delimanyak
11-02-2010, 16:45
"EĞER BİR HİKAYEYİ ANLATIYORSAN O ZAMAN ONDAN KURTULAMAMIŞSIN DEMEKTİR."
...hiçbir şeyi geri almayı bekleme, yaptıkların için takdir edilmeyi bekleme, ne kadar zeki olduğunun keşfedilmesini bekleme ya da aşkının ne anlaşılmasını. daireyi tamamla. gururlu, yetersiz ya da kibirli olduğun için değil, sadece artık onun senin yaşamında yeri olmadığı için. kapıyı kapat, plağı değiştir, evi temzile, tozdan kurtul. geçmişte olduğun kişiyi bırak ve şu anda kimsen o ol!!
....yoksul olan asıl sensin- zamanı kontrol edemiyorsun, istediğini yapamıyorsun, senin koymadığın ve anlamadığın kurallara uymaya zorlanıyorsun..
paulo coelho - zahir

delimanyak
11-02-2010, 16:45
"Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil,seninle beraber aksın."düzenim bozulur,hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını..."

Elif ŞAFAK-AŞK

delimanyak
11-02-2010, 16:47
"Ne olursa olsun hayatını durdurma. Durdurup hayata bakmaya başladığın zaman yaşamak zordur."



Kürşat Başar - Başucumda Müzik

delimanyak
11-02-2010, 16:50
bir oyun olduğuna inanamayacak kadar yetişkin yaşıyorsun ya, aklına bir türlü tavır koyamazsın. unutamadığın için kendine, aşkı bilmiyor diye sevgiliye büyütürsün öfke niyetine hayal kırıklıklarını.. hiç uyanmadığın bir uyku gibi geçerken günlerin, rüyaları yavaş yavaş unutur, uykuyu sadece kabuslarından ibaret sanırsın. oysa gerçek değildir ne her kabus, ne her acı, ne her aşk içinden geçip uyandığın. konuşamayacak kadar yoğun yaşayınca, onunla karşılaşıncaya kadar her oyunu gerçekle karıştırır, çözemeyecek uzunlukta cümlelerle kendi kabuslarını kendin yaratır, yüreğini bir zaman tünelinde kendi ellerinle boğarsın..


Haluk GÜREL- Aşksa Eğer

tubi
12-03-2010, 13:18
her şey yolunda giderken hayat hep sana çelme takıp yere düşürür,yapılacak şey hemen düştüğün yerden kalkıp,üstünü başını silkeleyip yoluna devam etmektir.
yoksa hayatı kaçırırsın.
murathan mungan/yüksek topuklar

Joo Wa Ra
19-03-2010, 20:33
"Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil,seninle beraber aksın."düzenim bozulur,hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını..."

Elif ŞAFAK-AŞK
sağol deli,
bu alıntıyı görüyordum da orda-burda, kime ait bilmiyordum...öğrenmiş oldum sayende. (şu Aşk'ı da okumayan bi ben kaldım galiba...)

Bu da benden;

"Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti.Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı.Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir âlem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.Oysa Uzun İhsan Efendi, Dünya'nın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi. Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı.Kuran'ın kendisi peygamberin dünyayı nasıl okuduğuna bir örnekti ve onun ardında giden herkes, dünyayı onun gibi okuyup şahadetlerini yazmalı ve bunları başkalarına aktarmalıydı.Dünyaya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir şey değildi.Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya'nın şahidi olmaktı."

İhsan Oktay Anar - Puslu Kıtalar Atlası (s.90-91)

antikonformizm yükseliyor sanki?
gerçek bir acı hissetmek için kendine işkenceler eden, maceradan maceraya atlayan, ağlamak için film arayan insanları da düşününce, "evet" dedim, "acı en büyük mutluluktur belki de?"...

delimanyak
14-04-2010, 18:46
Yaşanan,yaşanmamışlığın tanığını yekdeğerinde bulunca baş başa vermiş iki suretten biri diğerine aşkın kelimesini sordu ;


diğeri gülümsedi ve ona aşkın,

bu dünyadan olmayan bir zamanda bütün ruhların toplandığı mekanda,ruhun sözleştiği tanışını bu dünyada hatırlaması olduğunu anlattı.


Ama,dedi biri,


hesapta ruhun,tanışını... bu dünyada hiç bulamaması ona rastlayamaması var.


Diğeri,


buldum zannedip de yanılmak var,diye ekledi.


Bulup da tanıyamamak var,dedi biri.


Ve ki bulup da onun tarafından hatırlanmamak var,diye tamamladı diğeri.”


Nazan Bekiroğlu / Cam Irmağı Taş Gemi

esinti
23-12-2010, 17:36
"Örneğin sen öğleden sonra saat dörtte geleceksen,ben saat üçte mutlu olmaya başlarım. Mutluluğum her dakika artar. Saat dörtte artık sevinçten ve meraktan deli gibi olurum. Ne kadar mutlu olduğumu görmüş olursun. Ama herhangi bir zamanda gelirsen yüreğim saat kaçta senin için çarpacağını bilmez. İnsanın belli alışkanlıkları olmalı..."
Küçük Prens – Tilki

iLsue
23-12-2010, 18:59
Hayal ve gerçek hep sarmaş dolaştı yaşamımızda, hep iç içeydi.. Zaman zaman hayallerimizi zorluyor onlar gerçek eyliyorduk, bazen de bir karabasan rüyalardan kaçarak kabusuna dönüşüyordu..


Bir Varmış Bir Yokmuş- Ayşe Kulin

esinti
19-04-2011, 17:42
Bir taş nehre düşmeye görsün, pek anlaşılmaz etkisi. Hafiften aralanır, dalgalanır suyun yüzeyi. Belli belirsiz bir tıp sesi çıkar; duyulmaz bile akıntının ortasında. Kaybolur taş uğultuda. Hepi topu budur olduğu olacağı.

Ama bir de göle düşsün aynı taş... Etkisi çok daha kalıcı ve sarsıcı olur. O taş var ya o taş, durgun suları savurur. Taşın suya değdiği yerde evvela bir halka peyda olur; halka tomurcuklanır, ol tomurcuk çiçeklenir, açar da açar, katmerlenir. Göz açıp kapayıncaya kadar, ufacık bir taş ne işler açar başa. Tüm yüzeye yayılır aksi, bir bakmışsın ki her yeri kaplamış. Çemberler çemberleri doğurur, tâ ki en son çember de kıyıya vurup yok oluncaya dek.

Nehir alışkındır karmaşaya, deli dolu akışa. Zaten çağlamak için bahane arar ya, hızlı yaşar, çabuk taşar. Atılan taşı içine alır; benimser, sindirir ve sonra da unutur kolaylıkla. Karışıklık onun doğasında var, ne de olsa. Ha bir eksik ha bir fazla.

Gel gelelim göl hazır değildir böyle aniden dalgalanmaya. Tek bir taş bile yeter onu altüst etmeye, tâ dibinden sarsmaya. Göl taşla buluştuktan sonra bir daha asla eskisi gibi olmaz, olamaz.

Elif Şafak-Aşk